7 Şubat 2013 Perşembe
aforizma 84
Ne zaman sessizliğin sesini duymaya başlarız, o zaman açılmaya başlar perdeler yavaş yavaş... Bedenin inzivası, ruhun kanatlarıdır...
6 Şubat 2013 Çarşamba
TİTREŞİMLERİN SIRRINI ÇÖZEN KÂİNATIN SIRRINI ÇÖZER (Frekanslar ve hayatımıza etkileri)
Bundan yirmi yıl önce size evrenin aslında kocaman bir titreşim olduğu söylenseydi, küçük evren insanın da etrafındaki her şeyle birlikte her an titreşmekte olduğunu ve hayatın sırrının titreşimlerde saklı olduğunu söylenseydi ne düşünürdünüz? Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Hâlbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti: “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizlerde onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.
Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz(diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar. Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekân mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kâhinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bio enerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.
Her organın kendine özgü titreşimi vardır. Bedenin titreşiminin dışında organlar da kendi aralarında farklı hızlarda titreşirler. Örneğin kalbin titreşim hızıyla böbreğinki aynı değildir. Böbrek arıza yaptığında bu aynı zamanda onun titreşiminde bir sorun olduğu anlamına gelir. Bir insanı kalbine iyi gelmeyecek titreşimlere maruz bırakırsanız o kişi kalp krizi geçirip ölebilir. Bu şekilde uzaktan suikastların yapılması bile teoride mümkündür. Doğru titreşim hayat kurtardığı gibi yanlış titreşim de can alır. Dozer kullanıcıları, asfalt delici vibrasyon cihazlarını kullanan kişilerin kalp krizi geçirip ölmeleri ya da uzun vadede çeşitli hastalıklara yakalanmaları olasıdır. Çünkü bu cihazlar çok güçlü titreşimlere sahip oldukları için vücudun titreşimini bozmaktadır. Frekanslarla(titreşimlerle) hastalıkları da iyileştirmek mümkündür.
Her titreşimin ölçüsü bir frekans değeriyle hesaplanır. Farklı titreşimlerin farklı frekansları vardır. Bir titreşimin ne tür bir titreşim olduğunu frekans değerleriyle ölçeriz. Frekans teknolojisi günümüzde kısmen de olsa tıpta kullanılıyor ancak gün gelecek pek çok hastalığın tedavisi frekanslarla yapılabilecek. Her hastalığa uygun frekans bulunacak ve hasta kişi o frekans ortamına sokularak tedavi edilecek. O gün geldiğinde modern tıp ile alternatif tıp birleşmiş olacak. Aslında bu bilinen bir şey ama hala hastalıkların çaresini ilaçlarda arayıp duruyoruz ve bu durum ilaç sektörünün çok işine yarıyor. Plasebo etkisi bile aslında frekansların değişmesiyle alakalı. İnanmak denilen şey, hastanın hastalığa karşı tutumu değişince frekansının da değişmesi ve hastalığın artık o frekansta kendine yer bulamamasından başka bir şey değil. Birinin elini tuttuğunuzda bedeniniz otomatik olarak onun frekansına ayarlanıyor. O halde kimin elinden tuttuğunuza dikkat edin çünkü eğer onun manyetik alanı sizinkinden daha kuvvetliyse sizi kendi frekansına çekebilir ve o frekans gerçekte size yaramayan bir frekans olabilir.
Frekans teknolojisi hızla gelişmeye devam ediyor. İleride öyle günler gelecek ki, kişiler eş seçimini yaparken sadece kan uyuşmazlığına değil frekans uyuşmazlığına da bakacaklar. Bu şekilde kimin kiminle anlaşamayacağı net bir şekilde bilinebilecek. İyi başlayıp kötü giden ilişkilerin de sebebi frekansların değişmesi aslında. On yıldır birlikte olduğunuz kişiyle artık anlaşamıyorsunuz çünkü ikinizde on yıl önceki frekanslarınızda değilsiniz artık ve bugün apayrı iki frekansta yaşıyorsunuz hayatı. Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Dünyanın iki ayrı ucunda da olsa en doğru frekanslar her zaman birbirlerini buluyor. Tıpkı göçmen kuşların yollarını bulması gibi dünyanın manyetik haritasında hepimizin ayarlı olduğu bir frekans var ve kendimize en uygun frekansı bir göçmen kuş edasıyla buluyoruz. Bazen de bulamıyoruz. İşte o zaman hayatımızda problemler ortaya çıkıyor. Bizimkinden daha güçlü bir frekansın etkisine girdiğimizde kendi manyetik alanımızdan kopuyoruz ve kendimizi kötü giden bir evliliğin içinde ya da istemediğimiz bir işi yaparken bulabiliyoruz. İşte bütün bunların sebebi yanlış frekanslar… İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte.
Herkesin kendisine en uygun titreşimi bulma potansiyeli vardır. Kendimizi dinlemek diye ifade ettiğimiz kişinin bir karar vermeden önce içe dönme hadisesi de budur aslında. Kendimizi dinlediğimizde titreşimlerimizi de fark ediyoruz ve titreşimler iç ses olarak bizim için neyin iyi ve doğru olacağını bize söylüyor. Bir miktar derin düşünme ve yalnız kalmak kendimizi yani titreşimlerimizi anlamak için yeterlidir. Yeter ki kendimize bu fırsatı verelim…
31 Ocak 2013 Perşembe
aforizma 83
çıkılan başarı merdivenlerinin sonunda zirvede olmak değil, birlikte el ele tutuşacağımız yüksek yaylalardır hayalim...
12 Ocak 2013 Cumartesi
31 Aralık 2012 Pazartesi
2013
Yıl 2013... Bilim kurgu filmi gibi... ama uzaylılar hala dünyayı işgal etmedi... Pek çok soruna hala çözüm bulamadık. Hala benzinli araçlar trafikte...
aforizma 82
Bundan 300 yıl önce bilgiye ulaşmak çok zordu. Günümüzdeyse bilgiye ulaşmak artık çok kolay ama bu sefer de doğru bilgiye ulaşmak çok zorlaştı. İnternet tam bir bilgi çöplüğü haline geldi, okullar işimize yaramayan bilgilerle dolu. Biz kolaylaştığını sansak da bilgiye ulaşmak hala çok zor aslında...
Etiketler:
bilgi çöplüğü,
bilgiye ulaşmak,
gerçek bilgi
28 Aralık 2012 Cuma
aforizma 80
Evren bir gitar, bizlerde onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bu tellerden biri kopmadan melodiyi çözmemiz lazım...
23 Aralık 2012 Pazar
aforizma 79
Aşık olan kişi dünyaya meydan okuyabilir, çünkü aşkın çekimi dünyanın çekiminden daha güçlüdür...
Etiketler:
aşkın çekimi,
dünyanın çekimi,
meydan okumak
18 Aralık 2012 Salı
13 Aralık 2012 Perşembe
aforizma 77
Dünya'nın manyetik alanı git gide azalıyor ve titreşimler de çözülmeye başladı. Değişen frekanslar sayesinde artık daha çok sevgiyle salınır hale geldik. Bu aslında çok da bize bağlı birşey değil. Biz bilinçli olarak sevgiyi seçtiğimizi sanıyoruz ama aslında titreşimler sevgiye doğru akıyor. Şu anda herkes meditasyon halinde yaşıyor. Sokakta yürüyen insanlara bakın hepsi derin düşüncede ve insanlar kendisini arıyor. Bu dönemde "ben kimim?" sorusu hiç sorulmadığı kadar sorulmaya başlandı. Dördüncü boyuta geçmenin ilk ve en önemli adımı olan "sevgi"ye geçmek üzereyiz.
9 Aralık 2012 Pazar
aforizma 76
Kullandığımız kelimeler düşüncelerimizi, düşüncelerimiz hayatımızı etkiler. Öyleyse kelimelerinize dikkat edin.
7 Aralık 2012 Cuma
HOLOGRAFİK EVREN
Herşey holografik(bütünsel) olarak birbirine bağlı. Geçmiş, şimdi ve gelecek diye adlandırdığımız, aslında holografik olarak tek bir an olan zamanın bu kesitinde birlikte yaşıyoruz. En uzaktaki yıldızlar ne kadar bu hologramın parçasıysa biz de her zerremizle bu hologramın bir parçasıyız. Holografik evrenin içinde bulunan serbest hafıza geçmiş ve gelecekten de bilgiler içeriyor. Çağımızda insanoğlunun asıl çözmesi gereken, bu holograma nasıl bilinçli bir şekilde bağlanacağını öğrenmek olmalıdır. Geçmişte zen ustalarının, velilerin, medyumların, şairlerin, büyük bilim adamlarının yaptığını, yani kollektif bilince bağlanarak oradan bilgileri çekme hadisesini günümüzde sıradan insanlar da yapabilecek durumda ama bunu farkedebilenlerin sayısı hala çok az. Yine de kolektif şuura bağlanabilme açısından eskiye oranla daha iyi durumdayız. Bu özelliğimizi farkettiğimizde kollektif hafızadaki bilgileri de çekebilecek duruma gelebileceğiz. Gelecek olan yeni insan budur. Bu bağlantının ön koşulu ise sevgidir. Şimdiden sevgi üzerine alıştırma yapmaya başlayın derim.
28 Kasım 2012 Çarşamba
Yaşam Tiryakisi
Işık hızıyla dönen bir çamaşır makinesinin içindeki kirli çamaşırlar gibiyiz. Makine devamlı döner ve çamaşırlar yıkandıkça temizlenir. Bu yüzden tarih tekerrürden ibarettir. Birbirini tekrar eden olaylar insanoğlunu durmadan çitiliyor. Asla durmayacak bir eylem döngüsünün içindeyiz. Evren kendi kendini daima çalıştırmaya devam edecek çünkü son hareket gücünü daima ilk hareketten alıyor, ilk hareket de son hareketten. Hegel’in bahsettiği gibi sürekli karşılıklı bir bağımlılık var dünyada ve başlangıcın tam olarak nereden çıktığını kestirebilmek çok güç. Belki de her an başlangıç ve bitişin tam ortasındayızdır, belki de bütün zamanların ve paralel evrenlerin kesiştiği noktadadır hayat dediğimiz meret. Bütün bu debdebenin tam ortasında ise, "Ah şu mereti hiç bırakmasam" der yaşam tiryakisi…
Cem Özüak
Etiketler:
aforizma,
cem özüak,
evren,
hegel,
ışık hızı,
meret,
quantum,
yaşam döngüsü,
yaşam tiryakisi
23 Kasım 2012 Cuma
19 Kasım 2012 Pazartesi
13 Kasım 2012 Salı
aforizma 73
Tarihteki hiçbir ses dalgasının kaybolmadığı ve günün birinde bin yıl önce yaşayan insanların bile sesleri ortaya çıkartılabileceği bilimsel olarak ispatlanmış durumda. Hal böyle olunca insanın aklına şu soru geliyor: Nasıl ki ses dalgaları kaybolmuyorsa öyleyse görüntüler de kaybolmuyor olabilir ve aynı şekilde günün birinde belki de bundan 500 yıl önceki bir olayın görüntülerine ulaşabileceğiz. Önemli olan görüntüye sebep olan o ışık hüzmesini uzayda bulunduğu yerde yakalayabilmek ve gün gelecek bu da gerçekleşecek. Radyodan televizyona geçmek gibi birşey olacak bu...
11 Kasım 2012 Pazar
31 Ekim 2012 Çarşamba
20 Ekim 2012 Cumartesi
aforizma 71
Ustasını anlamaya çalışan tahta bir sandalye gibiysek eğer her birimiz, bu dünya da bir yemek odası takımı o halde! Enva-i çeşit bitki ve hayvanlardan oluşan elli milyon parça çatal bıçak setiyle donatılmış muhteşem bir sofra gibi hayat...
16 Ekim 2012 Salı
aforizma 70
Evrende kontrollü bir kontrolsüzlük var. Kaosun içinde gizli bir düzen mevcut. Düzenli bir şekilde herşey birbirine karışıyor ve dualitenin ilk temelleri bu karşıtlıkla atılıyor: Kaos ve düzen…
23 Eylül 2012 Pazar
gerçek
Bütün anlaşmazlıklar tek olan gerçeğin farklı bakış açılarıyla görülmesinden kaynaklanır. Bilge kişi gerçeğin esnek ve farklı şekillerde tanımlanabilir olduğunu bilen kişidir. Bunu bilmek içinse bir sürü kitap okumaya gerek yoktur. Bazı insanlar bunu doğuştan bilirler. Onlar doğuştan gelen bilgelikle dünyaya gelmişlerdir. Bazıları da sonradan öğrenir. Buna da uyanış diyoruz.
15 Eylül 2012 Cumartesi
aforizma 68
Bazılarının şifası da ölmektir... Herkes dünyadan alacağını alınca ayrılıyor ve ders tamamlanınca sınıfın içinde durmaya devam etmenin anlamı yok. Bu yüzden sırası gelen gidiyor. Dışarıdan bakınca yapacak çok işi vardı rahmetlinin gibi sözler söylüyoruz ama tekamül ona en uygun senaryoyu hazırlıyor zaten. Herşey olacağına varıyor ve olması gerektiği gibi oluyor...
25 Ağustos 2012 Cumartesi
24 Temmuz 2012 Salı
aforizma 66
hayatta herşeyi bilimsel ya da bilim dışıdır diye ayrıma tabi tutamayız. Ayrıca herhangi birşeyi bu bilimsel değildir diye kestirip atmak bilimsel şüpheyi sınırlandırmaktır.
12 Temmuz 2012 Perşembe
aforizma 62
İleride iş ilanlarında prezentabl gibi kelimelerin yanında farkındalığı yüksek çalışanlar aranıyor ibaresini görürseniz şaşırmayın çünkü farkındalık kişilerin ve firmaların ihtiyaç duyduğu bir özelliktir artık.
3 Temmuz 2012 Salı
29 Haziran 2012 Cuma
27 Mayıs 2012 Pazar
İstanbul
ulan İstanbul... birgün güneşlisin birgün bulutlu... ne sevdiğin belli ne sevmediğin... ama herşeye rağmen, yağmurla ıslanmış güzel bir aşksın sen...
24 Mayıs 2012 Perşembe
17 Mayıs 2012 Perşembe
13 Mayıs 2012 Pazar
İletişimdeki Engel: Kelimeler
İnsanoğlu kelimelerle düşünür, karşılaştığı problemleri kelimelerle çözer. Bakış açımızı değiştirdiğimizde kelimelerimizi de değiştiririz. Kelimelerimizi değiştirdiğimizde bakış açımız da değişir. Sanıldığının aksine, kelimeler düşünceleri değil, düşünceler kelimeleri takip eder.
Örneğin; “Kitabımı nasıl pazarlayabilirim” sorusuna verilecek cevapla “Kitabımı ne tür yollarla pazarlayabilirim” sorusuna verilecek cevap farklıdır. Çünkü nasıl düşüneceğimizi seçtiğimiz kelimeler belirler. Buna bağlı olarak dil yapısı gelişmiş toplumların kültürü ve biliminin de gelişmiş olması tesadüf değildir. Bu yüzden dil çok önemlidir. Daha da önemli olan ise dilin nasıl kullanıldığıdır. Şimdi birkaç örnekle konuyu irdeleyelim:
Zor problemler neden zordur?
Kelimeler hisleri, düşünceler de kelimeleri takip eder. Bir problemle karşılaştığımızda, o problemin zorluğunu hissettiğimizde kelimelerle bunu tanımlarız. “Çözmesi zaman alacağa benziyor” diyebiliriz mesela. Bunu dediğimiz andan itibaren problemi çözmesi de zaman alacaktır. Çünkü beyin mesajı o şekilde algılamıştır. NLP üstatlarının da dediği gibi; hasta olmak istemiyorsanız “ben hasta değilim” demeyin, “ben sağlıklıyım” diyin. Çünkü beyin kullanılan kelimeleri olduğu gibi algılıyor. Hasta kelimesini de olduğu gibi algılıyor ve hasta olmanıza sebebiyet verebiliyor. Bir durumu ya da problemi tanımlamak için doğru kelimeyi bulmak çok önemlidir. Çünkü doğru kelimeyi bulamazsanız eğer, beyin de doğru düşünemeyecektir.
“Eşini Sevgilisiyle Birlikte Öldürdü!”
Günlük hayatta sıklıkla yanlış kullanılan dilin tuzağına düşeriz. Mesela bir gün gazetede bir haber başlığı görürsünüz: “Eşini sevgilisiyle birlikte öldürdü” diye yazar başlıkta. Kişi eşini ve eşinin sevgilisini birlikte mi öldürmüştür yoksa sevgilisiyle bir olup eşini mi öldürmüştür? Sevgili kimin sevgilisidir? Onun mu yoksa eşinin mi? Maalesef bu başlıkta bu bilgilerin hiçbirine ulaşmak mümkün değildir. İletişim kurarken seçtiğimiz kelimeler bazen işte böyle engel olabilmektedir iletişime.
Müşteri Her Zaman Haklı mıdır?
Bazı kelimeler de vardır ki farkında olmadan onların düşüncelerimizi yönlendirmesine müsaade ederiz. Öyle ki birkaç kelime bir araya gelir ve olaylara bakış açımızı biz farkına bile varmadan tamamen değiştirebilir. Bunlardan biri de “Müşteri her zaman haklıdır”dır. Bu tümcenin eğer müşteriysek kulağa hoş gelmesi normaldir ama satıcı isek aynı şeyi söylemek pek mümkün olmaz. Bu sloganvari cümleyle amaçlanan şey müşterinin işletmeler için ne denli önemli olduğunu ifade etmektir ama ben her zaman bu cümlede bir şeylerin yanlış olduğunu düşündüm. “Müşteri her zaman haklıdır’” sözünde eksik ya da ters olan bir şeylerin olduğunu hissediyordum ama bir türlü çözemiyordum. Her ne kadar biz öyle söylesek de aslında müşterinin her zaman haklı olmadığını biliyoruz tabii ki. Fakat yanlış olan bu tanımın sahteliği değil, temelden yanlışlığıydı. Geçenlerde internette dualite hakkında birkaç kelam okurken birden bu “müşteri her zaman haklıdır” cümlesinin neden kulağımı tırmaladığını farkettim. Üstelik hiç de bununla ilgili kafa yormadığım bir zamanda… Bir problemin üzerinde kafa patlatıyorsunuz sonra da yorulup vazgeçiyorsunuz. Vazgeçtiğinizde bilinç çalışmayı bırakıyor ama bilinçaltı çalışmaya devam ediyor. Ben de en ummadığım anda yeni bir şey farketmiştim. Demek ki bilinçaltım bu konuda çalışmaya devam ediyormuş. Newton’un elması birden bilgisayar ekranıma dijital veri halinde düştü. Düşen elma şuydu:
Dualite kısaca karşıtlık, ikilem anlamına geliyor. Yani karşıtlık içeren her şeyin bir karşıtı evrende mevcuttur. İşte bu yüzden “müşteri her zaman haklıdır” sözünün bilinçaltındaki karşılığı da satıcının yani çalışanın her zaman haksız olması gerektiğidir. Çünkü haklının olduğu her yerde bir haksız mutlaka olmalıdır. Tıpkı damadın olduğu her düğünde bir de gelinin bulunmasının gerektiği gibi. Bazı kelimeler kontrasttır. Karşıtlık içerir. Karşıtı olmazsa kelimenin anlamı da olmaz. Eğer ortalıkta bir haksız olmazsa haklı olmaya da gerek yoktur, çünkü böyle bir duruma ihtiyaç yoktur. Bu yüzden bu cümle temelinden yanlıştır. Çalışanı müşterinin karşısına almak temelde alışveriş ilişkisini bir mücadele zeminine oturtmak anlamına gelir. Müşteri de bu bilinçaltı durumdan etkilendiği için satıcıyı haksız görme eğilimindedir her zaman. Böylece müşteriyi memnun etmek için söylenen bu sözün yansımasının bilinçaltında ters bir çağrışım yapması çok mümkündür.
Diğer taraftan bu sözün kendisine dayatıldığı çalışan ya baştan satış ilişkisine 1-0 yenik ve ezik bir durumda girer ya da savunma mekanizması gereği, “yok öyle şey, müşteri de bazen haksız olabiliyor” diyecektir. Hâlbuki ortada haklı ya da haksızın olmadığına, bir sorun varsa bile bunun beraber çözülebileceğine inanmalıyız. (Müşteriyi her zaman merkeze almak çok doğru bir davranış tabii ki ama çalışanı uçuruma itmemek kaydıyla. Aksi takdirde çalışandan, ne firmalar, ne de müşteriler yeterli verimi alamaz.) İnsanoğlu mekanik değil, psikolojik bir varlıktır. Bu yüzden iletişim kurarken seçtiğimiz kelimelere çok dikkat etmeliyiz.
Kullandığın kelimeler neyse sen o sun…
Seçtiğin kelimeler düşüncelerini, düşüncelerin hayatını etkiler…
“Ekmek kavgası!”
Olumsuz kelimeler kişi, durum ve olaylara da olumsuz bakmamızı sağlar. İşte bu seçtiğimiz kelimeler yüzünden bugüne kadar ekmek kavgası dedik ve öyle algıladık iş hayatını. “ekmek kavgası” deyimi bile başlı başına çatışma içeren bir bakış açısıdır. Hâlbuki küçücük bir serçe bile cıvıl cıvıl öterek rızkını topraktan çıkartabiliyorken insanlığın ömrü yanlış anlamalar yüzünden problemi bir türlü doğru açıdan görememekle geçti.
Ama artık rezonanslar değişiyor. Yeni frekanslarda yeni bakış açılarıyla dünyaya bakıyoruz. Bu kadar farkındalık içeren günümüz dünyasında artık sert ve çatışmacı tanımların yerini daha yumuşak, içerisinde çatışma unsuru içermeyen kelimelerin alması gerekiyor. Öyleyse biz de “müşteri her zaman haklıdır” demek yerine, “müşteri her zaman ilgi bekler” ya da “müşteri her şeyin en güzeline layıktır” diyebiliriz. Seçtiğimiz kelimelerin bardağın dolu tarafını gösterir nitelikte olmasına dikkat edersek, iletişim olumsuz bile başlasa olumlu yöne doğru kayacaktır.
Ben kendi adıma insanların telepatiyle anlaşacakları bir iletişim yönteminin de bir gün geleceğini düşünüyorum. Ama o gün gelene kadar kelimeleri tıpkı bir maestronun orkestrasını yönettiği gibi kullanmalı, onlardan en güzel besteleri yapmalıyız. En azından kendimizi iyi hissetmek adına olumsuz kelimeleri lügatimizden çıkarıp olumlu kelimeleri hayatımıza sokmalıyız.
Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun demiş Mevlana ve yine yol gösterdi bana üstat. Ben de diyorum ki; gül konuşursan gül düşünürsün, diken konuşursan diken düşünürsün…
9 Mayıs 2012 Çarşamba
1 Mayıs 2012 Salı
aforizma 56
Cevabı soruya dönüştürdüğümüzde soru cevap olur... Sorularınıza cevap arıyorsanız sadece cevabın ne olduğunu değil cevabı nerede bulabileceğinizi de araştırın. Sizin sorduğunuz soru dünyanın herhangi bir yerinde başkalarının verdiği cevapla aynıysa eğer, muhtemelen onların sorusu da sizin cevabınız olacaktır...
29 Nisan 2012 Pazar
23 Nisan 2012 Pazartesi
”Birinin yalan söylediğinden kuşkulanıyorsan, buna inanmış gibi yapmalısın; bunun üzerine pervasızlaşır, daha büyük yalanlar söyler ve foyası ortaya çıkar. Buna karşılık, gizlemek istediği bir hakikati kısmen ağzından kaçırdığı fark edilirse; buna inanmamış gibi yapmalı ve böylelikle, tüm hakikati söylemeye kışkırtılmalıdır.” Schopenauer
21 Nisan 2012 Cumartesi
20 Nisan 2012 Cuma
15 Nisan 2012 Pazar
aforizma 52
İnsanlar genelde konuşmayı dinlemeye tercih ederler. Bu yüzden iyi bir iletişimci olmak istiyorsak, önce dinlemeyi çok iyi bilmeliyiz. İyi bir iletişimci vaktinin 2/3 ünü dinlemeye, 1/3 ünü konuşmaya ayırmalıdır. Herkesin dinlemekten çok konuşmayı tercih ettiği bu dünyada en iyi iletişimci en iyi dinleyicidir...
6 Nisan 2012 Cuma
aforizma 51
Fark yaratmak istiyorsun madem, öyleyse farkında ol. Önce kendinin, sonra çevrenin... Ancak farkedersen fark yaratırsın...
4 Nisan 2012 Çarşamba
aforizma 50
Sevgiyi de nefreti de birbirimizden kopyalıyoruz. Başka insanların enerjileriyle doldurulup boşaltılan piller gibiyiz hepimiz. Dışarıdan neyi alırsak içimizde onu yaşıyoruz. İçimiz neyle dolarsa dışarıya da onu boşaltıyoruz... Heybede ne varsa azık o dur...
18 Mart 2012 Pazar
aforizma 49
Hayatı işlemek demiri işlemekten daha zordur. Çünkü demiri tornada işlersin hayatı ise ellerin ve sözlerinle...
aforizma 48
Bebek yeşil ışığı görür ve dünyaya merhaba der. Bebeğin bu ilk merhabasıdır ışığa. Çünkü anne rahminde ışık yoktur, karanlıktır. Dünyaya doğar ve renklerle tanışır. Kırmızı, sarı, turuncu... Kırmızılar canını sıkar. Hep yeşilde devam etmek ister yoluna. Sonra anlar ki hayatta kırmızılar da varmış. Ve böylece bazen durması gerektiğini öğrenir. Hayat yolu başlamıştır onun için. Yeşiller, sarılar ve kırmızılarla bezenmiş, toplamda gri bir hayat.
2 Mart 2012 Cuma
aforizma 47
Hayatımızın kesintisiz devam ettiğini düşünüyoruz ama acaba bilinç denilen şey tungsten lambadaki ışık gibi kesik kesik yanıyor ama biz onu devamlı yanıyor gibi görüyor olabilir miyiz? Bilincimiz sürekliliği olan bir şey değil de aralıklarla titreşen bir enerji olabilir mi? Eğer gerçekten öyleyse az önceki biz aslında biz olmayabiliriz... Bu durumda anılarımız da o ışıktaki görüntünün izdüşümü olabilir ancak. Benliklerimizin de kendi titreşimleri var ve içimizdeki benlik duygusu son titreşime kadar devam edecek. Tıpkı lambadaki titreyen ışık gibi...
28 Şubat 2012 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)