16 Ekim 2012 Salı

aforizma 70

Evrende kontrollü bir kontrolsüzlük var. Kaosun içinde gizli bir düzen mevcut. Düzenli bir şekilde herşey birbirine karışıyor ve dualitenin ilk temelleri bu karşıtlıkla atılıyor: Kaos ve düzen…

23 Eylül 2012 Pazar

gerçek

Bütün anlaşmazlıklar tek olan gerçeğin farklı bakış açılarıyla görülmesinden kaynaklanır. Bilge kişi gerçeğin esnek ve farklı şekillerde tanımlanabilir olduğunu bilen kişidir. Bunu bilmek içinse bir sürü kitap okumaya gerek yoktur. Bazı insanlar bunu doğuştan bilirler. Onlar doğuştan gelen bilgelikle dünyaya gelmişlerdir. Bazıları da sonradan öğrenir. Buna da uyanış diyoruz.

15 Eylül 2012 Cumartesi

aforizma 68

Bazılarının şifası da ölmektir... Herkes dünyadan alacağını alınca ayrılıyor ve ders tamamlanınca sınıfın içinde durmaya devam etmenin anlamı yok. Bu yüzden sırası gelen gidiyor. Dışarıdan bakınca yapacak çok işi vardı rahmetlinin gibi sözler söylüyoruz ama tekamül ona en uygun senaryoyu hazırlıyor zaten. Herşey olacağına varıyor ve olması gerektiği gibi oluyor...

25 Ağustos 2012 Cumartesi

aforizma 67

Ben bilmem beynim bilir.

24 Temmuz 2012 Salı

aforizma 66

hayatta herşeyi bilimsel ya da bilim dışıdır diye ayrıma tabi tutamayız. Ayrıca herhangi birşeyi bu bilimsel değildir diye kestirip atmak bilimsel şüpheyi sınırlandırmaktır.

12 Temmuz 2012 Perşembe

aforizma 65

Hangi açıdan bakarsak o dur doğru.

aforizma 64

Farkındayım öyleyse varım.

aforizma 63

Ne söylersek söyleyelim, hep birşeyler eksik kalacaktır.

aforizma 62

İleride iş ilanlarında prezentabl gibi kelimelerin yanında farkındalığı yüksek çalışanlar aranıyor ibaresini görürseniz şaşırmayın çünkü farkındalık kişilerin ve firmaların ihtiyaç duyduğu bir özelliktir artık.

3 Temmuz 2012 Salı

aforizma 61 (Trabzon)

sosyal ağ değil sosyal bağ kurmalı insan...

29 Haziran 2012 Cuma

aforizma 60

Mutlu yaşam, mantık ve düşüncenin üzerinde duyguların elde ettiği bir zaferdir...

27 Mayıs 2012 Pazar

farkındAşk

aşkın farkındalığı: farkındAşk

harikAşk

aşkın harikalığı: harikAşk

İstanbul

ulan İstanbul... birgün güneşlisin birgün bulutlu... ne sevdiğin belli ne sevmediğin... ama herşeye rağmen, yağmurla ıslanmış güzel bir aşksın sen...

24 Mayıs 2012 Perşembe

aforizma 59

Merak, entelektüel bir duygudur...

17 Mayıs 2012 Perşembe

aforizma 58

doğru yoktur, bakış açısı vardır...

13 Mayıs 2012 Pazar

İletişimdeki Engel: Kelimeler

İnsanoğlu kelimelerle düşünür, karşılaştığı problemleri kelimelerle çözer. Bakış açımızı değiştirdiğimizde kelimelerimizi de değiştiririz. Kelimelerimizi değiştirdiğimizde bakış açımız da değişir. Sanıldığının aksine, kelimeler düşünceleri değil, düşünceler kelimeleri takip eder. Örneğin; “Kitabımı nasıl pazarlayabilirim” sorusuna verilecek cevapla “Kitabımı ne tür yollarla pazarlayabilirim” sorusuna verilecek cevap farklıdır. Çünkü nasıl düşüneceğimizi seçtiğimiz kelimeler belirler. Buna bağlı olarak dil yapısı gelişmiş toplumların kültürü ve biliminin de gelişmiş olması tesadüf değildir. Bu yüzden dil çok önemlidir. Daha da önemli olan ise dilin nasıl kullanıldığıdır. Şimdi birkaç örnekle konuyu irdeleyelim: Zor problemler neden zordur? Kelimeler hisleri, düşünceler de kelimeleri takip eder. Bir problemle karşılaştığımızda, o problemin zorluğunu hissettiğimizde kelimelerle bunu tanımlarız. “Çözmesi zaman alacağa benziyor” diyebiliriz mesela. Bunu dediğimiz andan itibaren problemi çözmesi de zaman alacaktır. Çünkü beyin mesajı o şekilde algılamıştır. NLP üstatlarının da dediği gibi; hasta olmak istemiyorsanız “ben hasta değilim” demeyin, “ben sağlıklıyım” diyin. Çünkü beyin kullanılan kelimeleri olduğu gibi algılıyor. Hasta kelimesini de olduğu gibi algılıyor ve hasta olmanıza sebebiyet verebiliyor. Bir durumu ya da problemi tanımlamak için doğru kelimeyi bulmak çok önemlidir. Çünkü doğru kelimeyi bulamazsanız eğer, beyin de doğru düşünemeyecektir. “Eşini Sevgilisiyle Birlikte Öldürdü!” Günlük hayatta sıklıkla yanlış kullanılan dilin tuzağına düşeriz. Mesela bir gün gazetede bir haber başlığı görürsünüz: “Eşini sevgilisiyle birlikte öldürdü” diye yazar başlıkta. Kişi eşini ve eşinin sevgilisini birlikte mi öldürmüştür yoksa sevgilisiyle bir olup eşini mi öldürmüştür? Sevgili kimin sevgilisidir? Onun mu yoksa eşinin mi? Maalesef bu başlıkta bu bilgilerin hiçbirine ulaşmak mümkün değildir. İletişim kurarken seçtiğimiz kelimeler bazen işte böyle engel olabilmektedir iletişime. Müşteri Her Zaman Haklı mıdır? Bazı kelimeler de vardır ki farkında olmadan onların düşüncelerimizi yönlendirmesine müsaade ederiz. Öyle ki birkaç kelime bir araya gelir ve olaylara bakış açımızı biz farkına bile varmadan tamamen değiştirebilir. Bunlardan biri de “Müşteri her zaman haklıdır”dır. Bu tümcenin eğer müşteriysek kulağa hoş gelmesi normaldir ama satıcı isek aynı şeyi söylemek pek mümkün olmaz. Bu sloganvari cümleyle amaçlanan şey müşterinin işletmeler için ne denli önemli olduğunu ifade etmektir ama ben her zaman bu cümlede bir şeylerin yanlış olduğunu düşündüm. “Müşteri her zaman haklıdır’” sözünde eksik ya da ters olan bir şeylerin olduğunu hissediyordum ama bir türlü çözemiyordum. Her ne kadar biz öyle söylesek de aslında müşterinin her zaman haklı olmadığını biliyoruz tabii ki. Fakat yanlış olan bu tanımın sahteliği değil, temelden yanlışlığıydı. Geçenlerde internette dualite hakkında birkaç kelam okurken birden bu “müşteri her zaman haklıdır” cümlesinin neden kulağımı tırmaladığını farkettim. Üstelik hiç de bununla ilgili kafa yormadığım bir zamanda… Bir problemin üzerinde kafa patlatıyorsunuz sonra da yorulup vazgeçiyorsunuz. Vazgeçtiğinizde bilinç çalışmayı bırakıyor ama bilinçaltı çalışmaya devam ediyor. Ben de en ummadığım anda yeni bir şey farketmiştim. Demek ki bilinçaltım bu konuda çalışmaya devam ediyormuş. Newton’un elması birden bilgisayar ekranıma dijital veri halinde düştü. Düşen elma şuydu: Dualite kısaca karşıtlık, ikilem anlamına geliyor. Yani karşıtlık içeren her şeyin bir karşıtı evrende mevcuttur. İşte bu yüzden “müşteri her zaman haklıdır” sözünün bilinçaltındaki karşılığı da satıcının yani çalışanın her zaman haksız olması gerektiğidir. Çünkü haklının olduğu her yerde bir haksız mutlaka olmalıdır. Tıpkı damadın olduğu her düğünde bir de gelinin bulunmasının gerektiği gibi. Bazı kelimeler kontrasttır. Karşıtlık içerir. Karşıtı olmazsa kelimenin anlamı da olmaz. Eğer ortalıkta bir haksız olmazsa haklı olmaya da gerek yoktur, çünkü böyle bir duruma ihtiyaç yoktur. Bu yüzden bu cümle temelinden yanlıştır. Çalışanı müşterinin karşısına almak temelde alışveriş ilişkisini bir mücadele zeminine oturtmak anlamına gelir. Müşteri de bu bilinçaltı durumdan etkilendiği için satıcıyı haksız görme eğilimindedir her zaman. Böylece müşteriyi memnun etmek için söylenen bu sözün yansımasının bilinçaltında ters bir çağrışım yapması çok mümkündür. Diğer taraftan bu sözün kendisine dayatıldığı çalışan ya baştan satış ilişkisine 1-0 yenik ve ezik bir durumda girer ya da savunma mekanizması gereği, “yok öyle şey, müşteri de bazen haksız olabiliyor” diyecektir. Hâlbuki ortada haklı ya da haksızın olmadığına, bir sorun varsa bile bunun beraber çözülebileceğine inanmalıyız. (Müşteriyi her zaman merkeze almak çok doğru bir davranış tabii ki ama çalışanı uçuruma itmemek kaydıyla. Aksi takdirde çalışandan, ne firmalar, ne de müşteriler yeterli verimi alamaz.) İnsanoğlu mekanik değil, psikolojik bir varlıktır. Bu yüzden iletişim kurarken seçtiğimiz kelimelere çok dikkat etmeliyiz. Kullandığın kelimeler neyse sen o sun… Seçtiğin kelimeler düşüncelerini, düşüncelerin hayatını etkiler… “Ekmek kavgası!” Olumsuz kelimeler kişi, durum ve olaylara da olumsuz bakmamızı sağlar. İşte bu seçtiğimiz kelimeler yüzünden bugüne kadar ekmek kavgası dedik ve öyle algıladık iş hayatını. “ekmek kavgası” deyimi bile başlı başına çatışma içeren bir bakış açısıdır. Hâlbuki küçücük bir serçe bile cıvıl cıvıl öterek rızkını topraktan çıkartabiliyorken insanlığın ömrü yanlış anlamalar yüzünden problemi bir türlü doğru açıdan görememekle geçti. Ama artık rezonanslar değişiyor. Yeni frekanslarda yeni bakış açılarıyla dünyaya bakıyoruz. Bu kadar farkındalık içeren günümüz dünyasında artık sert ve çatışmacı tanımların yerini daha yumuşak, içerisinde çatışma unsuru içermeyen kelimelerin alması gerekiyor. Öyleyse biz de “müşteri her zaman haklıdır” demek yerine, “müşteri her zaman ilgi bekler” ya da “müşteri her şeyin en güzeline layıktır” diyebiliriz. Seçtiğimiz kelimelerin bardağın dolu tarafını gösterir nitelikte olmasına dikkat edersek, iletişim olumsuz bile başlasa olumlu yöne doğru kayacaktır. Ben kendi adıma insanların telepatiyle anlaşacakları bir iletişim yönteminin de bir gün geleceğini düşünüyorum. Ama o gün gelene kadar kelimeleri tıpkı bir maestronun orkestrasını yönettiği gibi kullanmalı, onlardan en güzel besteleri yapmalıyız. En azından kendimizi iyi hissetmek adına olumsuz kelimeleri lügatimizden çıkarıp olumlu kelimeleri hayatımıza sokmalıyız. Gül düşünürsen gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun demiş Mevlana ve yine yol gösterdi bana üstat. Ben de diyorum ki; gül konuşursan gül düşünürsün, diken konuşursan diken düşünürsün…

9 Mayıs 2012 Çarşamba

aforizma 57

Her Hitler'in içinde bir Mevlana, her Mevlana'nın içinde bir Hitler vardır.

1 Mayıs 2012 Salı

aforizma 56

Cevabı soruya dönüştürdüğümüzde soru cevap olur... Sorularınıza cevap arıyorsanız sadece cevabın ne olduğunu değil cevabı nerede bulabileceğinizi de araştırın. Sizin sorduğunuz soru dünyanın herhangi bir yerinde başkalarının verdiği cevapla aynıysa eğer, muhtemelen onların sorusu da sizin cevabınız olacaktır...

29 Nisan 2012 Pazar

aforizma 55

Evren bilgidir. Bilgi evrendir.

23 Nisan 2012 Pazartesi

”Birinin yalan söylediğinden kuşkulanıyorsan, buna inanmış gibi yapmalısın; bunun üzerine pervasızlaşır, daha büyük yalanlar söyler ve foyası ortaya çıkar. Buna karşılık, gizlemek istediği bir hakikati kısmen ağzından kaçırdığı fark edilirse; buna inanmamış gibi yapmalı ve böylelikle, tüm hakikati söylemeye kışkırtılmalıdır.” Schopenauer

21 Nisan 2012 Cumartesi

aforizma 54

Hatanın kimde olduğunu değil, çözümün nerede olduğunu arayın.

20 Nisan 2012 Cuma

aforizma 53

Kullanılmayan iyi fikirlerin hiçbir değeri yoktur...

15 Nisan 2012 Pazar

aforizma 52

İnsanlar genelde konuşmayı dinlemeye tercih ederler. Bu yüzden iyi bir iletişimci olmak istiyorsak, önce dinlemeyi çok iyi bilmeliyiz. İyi bir iletişimci vaktinin 2/3 ünü dinlemeye, 1/3 ünü konuşmaya ayırmalıdır. Herkesin dinlemekten çok konuşmayı tercih ettiği bu dünyada en iyi iletişimci en iyi dinleyicidir...

6 Nisan 2012 Cuma

aforizma 51

Fark yaratmak istiyorsun madem, öyleyse farkında ol. Önce kendinin, sonra çevrenin... Ancak farkedersen fark yaratırsın...

4 Nisan 2012 Çarşamba

aforizma 50

Sevgiyi de nefreti de birbirimizden kopyalıyoruz. Başka insanların enerjileriyle doldurulup boşaltılan piller gibiyiz hepimiz. Dışarıdan neyi alırsak içimizde onu yaşıyoruz. İçimiz neyle dolarsa dışarıya da onu boşaltıyoruz... Heybede ne varsa azık o dur...

18 Mart 2012 Pazar

aforizma 49

Hayatı işlemek demiri işlemekten daha zordur. Çünkü demiri tornada işlersin hayatı ise ellerin ve sözlerinle...

aforizma 48

Bebek yeşil ışığı görür ve dünyaya merhaba der. Bebeğin bu ilk merhabasıdır ışığa. Çünkü anne rahminde ışık yoktur, karanlıktır. Dünyaya doğar ve renklerle tanışır. Kırmızı, sarı, turuncu... Kırmızılar canını sıkar. Hep yeşilde devam etmek ister yoluna. Sonra anlar ki hayatta kırmızılar da varmış. Ve böylece bazen durması gerektiğini öğrenir. Hayat yolu başlamıştır onun için. Yeşiller, sarılar ve kırmızılarla bezenmiş, toplamda gri bir hayat.

2 Mart 2012 Cuma

aforizma 47

Hayatımızın kesintisiz devam ettiğini düşünüyoruz ama acaba bilinç denilen şey tungsten lambadaki ışık gibi kesik kesik yanıyor ama biz onu devamlı yanıyor gibi görüyor olabilir miyiz? Bilincimiz sürekliliği olan bir şey değil de aralıklarla titreşen bir enerji olabilir mi? Eğer gerçekten öyleyse az önceki biz aslında biz olmayabiliriz... Bu durumda anılarımız da o ışıktaki görüntünün izdüşümü olabilir ancak. Benliklerimizin de kendi titreşimleri var ve içimizdeki benlik duygusu son titreşime kadar devam edecek. Tıpkı lambadaki titreyen ışık gibi...

28 Şubat 2012 Salı

aforizma 46

Farketmediğin yeteneğin senin değildir...

29 Ocak 2012 Pazar

aforizma 45

Anı yaşamak için zihnimizi devre dışı bırakmalıyız. Zihnimiz her daim geçmişi deşer ve geleceği kurcalar. Modern insan için zihinsiz kalabilmek kolay değildir ama yapılabilir. Kısa süreliğine de olsa zihinsizlik durumunu yakaladığımızda izleyici konumuna geçeriz. İşte o zaman gerilerden takip ettiğimizde kendimizi ve etrafımızda olup biteni, iç sesin ta kendisi oluruz. Zihnin öğrendiğiyle değil, DNA mızda bulunan evrensel bilgiyle yaşarız. Ne zaman yemek yiyeceğimize, ne zaman oturup, ne zaman kalkacağımıza iç sesimizin kendisi olmuş vaziyette bizzat kendimiz karar veririz...

22 Ocak 2012 Pazar

Aforizma 44

İnsanoğlunun olasılıklar karşısındaki sınırsız yaratıcılık gücü sertifikalarla ölçülemez. Hakikat odur ki ilim ve irfan CV'den daha değerlidir...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Aforizma 43

Binlerce parametresi olan bir olguyu bir ya da birkaç bakış açısıyla anlatmak imkansız. Bu yüzden aşk ve ilişkiler üzerine pek çok şey söylenebilir. Hepsi doğrudur ve hepsi yanlıştır aynı zamanda çünkü ilişkilerde satrançta olduğu gibi sayısız kombinezon vardır.

10 Ocak 2012 Salı

Aforizma 42

Geçmişin kederinden ve geleceğin korkusundan arınarak sadece anı yaşadığımızda varoluşun coşkusu doldurur içimizi. Sadece anı yaşarız. Varolmanın tadı anda saklı. Geçmiş ve gelecek sadece birer hayalden ibaret... Fakat yaşadığımız hayat geçmiş ve geleceği de düşünmemizi gerektiriyor. Gerçek ustalıksa; geçmiş, an ve gelecek arasında hiçbirine takılıp kalmadan rahatça gidip gelebilme yeteneğidir.

Tekli kişilik bozukluğu

Nereye gidersem gideyim gittiğim heryere kendimi de götürüyor olmam cok eğlenceli! Böylelikle hiç can sıkıntısı çekmiyorum...

21 Kasım 2011 Pazartesi

Fikir Terzisi

"Dahi", sanılanın aksine yeni bir fikir bulan değil, iki fikri birleştiren, bağdaştırandır. iki fikir arasında ilgi kurup ortaya yeni ve orjinal bir fikir çıkartandır. Normal şartlarda yan yana gelemeyecekmiş gibi görünen iki fikri birbirine dikip ortaya güzel bir elbise çıkartandır. Dahi, "Fikir Terzisi"dir.

13 Kasım 2011 Pazar

Aforizma 41

Sahip olduğun kütle gücünü iyi kullanabildin mi ki düşünce gücünü kullanmaya çalışıyorsun. O bardağı elinle kaldırmak varken neden düşüncenle kaldırmaya çalışıyorsun? Düşünce gücünü kütleyi en iyi şekilde kullanabilmek için harcamalısın. Doğana uygun olan da budur...

12 Kasım 2011 Cumartesi

Aforizma 40

Yüklemler ayrı yorar, özneler ayrı... ne sıfat, ne zamir, ne de zarf hepsi yalan... İsim tamlaması gibi olmalı aşk, birlikte ve daha anlamlı...

5 Kasım 2011 Cumartesi

Aforizma 39

İlk çağlardan bu yana makyaj yapma alışkanlığını kadın değil de erkek edinseydi dünya nüfusu bu kadar artmazdı...

25 Ekim 2011 Salı

Aforizma 38

Derviş ermek için yola koyulur. Bu yolda aşk da sabır da dervişin işi... Ne gelirse haktan gelir diyerek, geleni "aşk" la başımızın üstüne koyabiliyorsak ve onu "sabır" la taşıyabiliyorsak eğer, "yol" dayız demektir...

9 Ekim 2011 Pazar

aforizma 37

Nedense herkes reklamcıları çok sever. Halbuki ne kazıklar yedik sayelerinde! Ah o yaratıcı çocuklar dünyanın için ettiler, halbuki herşey çok güzel olacaktı beyazlar daha beyaz olacaktı... Siyahlar daha siyah oldu sayelerinde...

6 Ekim 2011 Perşembe

aforizma 36

İyi satışçı herkese herşeyi satan kişi değildir. İyi satışçı kime neyi satacağını bilen kişidir.

21 Eylül 2011 Çarşamba

aforizma 35

Medeniyet lütfenle başlar, teşekkür etmekle yükselir...

10 Eylül 2011 Cumartesi

aforizma 34

gunumuzde insan omru ikiye ayrilir. Ilk yari ev almak icin para biriktirmekle gecer. Ikinci yari da alinan evin borcunu odemekle...

31 Ağustos 2011 Çarşamba

aforizma 33

Olaylara subjektif baktığımız sürece önyargılarımızdan kurtulamayız. Ve gerçek objektif bakış açısına sadece Tanrı sahiptir...

5 Ağustos 2011 Cuma

aforizma 32

Su gibi berrak ve temiz ol ki akasın...

19 Temmuz 2011 Salı

Umulmazlık Teorisi

Evren, beklemediğimiz şeyleri bize göndermek
konusunda çok ustadır…
Çoğu zaman olayların beklentilerimizin dışında gerçekleştiğini görürüz. Üstelik beklentilerimizi ne kadar çok kişiye söylersek gerçekleşme ihtimali de o kadar azalıyor nedense. Olumlu ya da olumsuz, çoğu zaman ummadığımız şeyler karşımıza çıkıyor. En başta kendi hayatımla, sonra da etrafımdaki insanların hayatlarıyla ilgili yaptığım gözlemlerde yaşamlarımızda çok enteresan ve sistematik denilebilecek düzeyde “umulmazlıklar” olduğunu fark ettim.

Gözlemlediğim kadarıyla hiçbirimizin hayatıyla ilgili umdukları şeyler gerçekleşmiyordu. Bu durum yüzde yüz olmasa bile %70-80 oranında böyleydi. Bu sistematiği fark ettikten sonra Murphy Kanunlarından ve Kuantum Teorisi'nden de güç alarak bu olağanüstü duruma “Umulmazlık Teorisi'” - “Unexpected Theory” adını koymayı uygun buldum. Aslında bu hepimizin bildiği fakat farkına varmadığı bir bilgiydi.

Davranış bilimlerinde, bildiğimiz fakat bildiğimizin farkına varmadığımız bilgilere “öksüz bilgi” denir. Bu da bir öksüz bilgiydi aslında ve yaşamımızın nasıl umulmazlıklar nehrinin üzerinde yol aldığını kendi hayatlarımız içinde gördüğümüz halde bilinçli olarak fark edemiyorduk. Bu bilgiyi açığa çıkartmak ve herkesin fark etmesini sağlamak için bunu bir hipotez haline getirdim ve şimdi sizlere umulmazlık teorisinin aslında hayatlarımızda nasıl bir kanun gibi işlediğini anlatmaya çalışacağım (Üstün sezme gücü olanları bu teoriden istisna tutuyorum). Umulmazlık Teorisi'yle ilgili örnekleri okudukça herkesin yaşamlarında teoriyle ilgili bir parça bulabileceğini umuyorum.

Bana hayattan ne umduğunuzu söyleyin size ne olmayacağını söyleyeyim…

Arkadaşlarınıza hayatta İstanbul’da yaşayamam demişsinizdir hep ve şimdi iş gereği İstanbul’da yaşamanız gerekiyordur. Ne umulmaz bir durum.

Tatile gitme planları yapıyorsunuz. Büyük ihtimalle bu yaz tatil için Çeşme’ye gideceksiniz. Kendinizi buna göre hazırlıyorsunuz. Arkadaşlarınıza da bu yaz Çeşme’ye gideceğinizi söylüyorsunuz. İnternetten Çeşme otellerini ararken Yunan Adaları’na çok uygun bir tur buluyorsunuz ve kendinizi yazın ortasında Girit Adası’nda plajda güneşlenirken buluyorsunuz. Şimdiyse Çeşme’ye gitmeyi ne kadar çok istediğinizi hatırlamıyorsunuz bile. Yine en umulmayan gerçekleşmiştir.

Küçükken hep ileride bir doktor olmanın hayallerini kurmuştunuz ama şimdi bir itfaiyeci oldunuz. Ya da küçükken hep itfaiyeci olmak isterdiniz, şimdiyse kadere bak ki bankacı oldunuz. Umulmazlık Teorisi'ne göre büyüyünce bakkal olmak istemiyorsanız eğer küçükken bakkal olmayı ummanız yerinde olacaktır…

Sınavdan yetmiş beklerken otuz almışsınızdır ya da otuz beklerken notunuz yetmiş gelmiştir…

Üniversite sınavlarında kaçımız istediği bölümü kazanabildi? Bunun sadece puanla alakalı olduğunu sanmıyorum. Puanımız yüksek olduğu halde yanlış tercihler yapmış da olabiliriz. Koca bir sene hukuk eğitimi için hazırlanırken ani bir karar değişikliğiyle birinci tercihimiz uluslararası ilişkiler olabilir. Böylece en yüksek puanı da alsak hukukçu olamayacağız artık. Yine umulmadık bir hayatın içine çekildik…

Uzun süredir gelmesini beklediğiniz belediye otobüsü umduğunuz süre içerisinde gelmemiştir. Bir süre daha gelmeyeceğini umarak bir sigara yakarsınız. Tam da sigarayı yaktığınız anda otobüs uzaktan belirir. Umduğunuz sürede gelmeyen belediye otobüsü ummadığınız anda gelivermiştir. Otobüs hem geç gelmiştir hem de sigaranız içilemeyerek ziyan olmuştur. (Sigara içtiğim dönemde sırf otobüs gelsin diye durakta beklerken sigara yaktığım çok olmuştur. Bu durumlarda da aslında otobüsün gelmesini umarak sigara yaktığım için yine otobüs gelmedi tabi ama en azından sigaramı içmiş oldum.)

Hayallerini süsleyen arabayı satın almak yerine daha önce aklına bile gelmeyen arabaları satın alan ne çok kişi vardır kim bilir. Zaten buradaki sihir, o arabayı almayı daha önce aklımıza getirmemiş olmamızda saklıdır. Eğer aklımıza getirmiş olsaydık umulmuş düzeye geleceği için almış da olmayacaktık. Almayı düşündüğümüz üç araba modelini de değil, dördüncü modeli, o hiç aklımıza gelmeyen modeli satın almanın ya da jeep almak isterken spor araba almanın izahı bilincimizin çok çok üstünde bir yerlerde saklı olabilir. Bu durumu otomobil pazarlama stratejisinin bir sonucu olarak da açıklayabiliriz ama bu yine umulmayanın yaşantımıza girdiği gerçeğini değiştirmeyecektir.

Umulmazlık Teorisi'nde konuyu başkalarına anlatma kısmı da çok önemlidir çünkü bir konudaki beklentimizi ne kadar çok kişiye söylersek onun olma ihtimali de o kadar azalıyor. Yani buna göre eğer bir şeyin olmasını istemiyorsanız başkalarına söyleyebilirsiniz. Mesela taraftarı olduğunuz takımın maçıyla ilgili yorum yaparken dikkat edin. "Çok iyi gidiyoruz şimdi gol atarız" dediğiniz anda muhtemelen golü yiyen sizin takımınız olacaktır. Çünkü evren bizleri mors etme konusunda çok ustadır.

Aynı şekilde umulmayanın gerçekleşme durumu aşkta da geçerlidir. Sarışınlardan hoşlanıyorsanız eğer muhtemelen esmer bir sevgiliniz olacaktır…

Bu örneklere göre istediğimiz bir şeyi ummamak en iyisi gibi görünüyor ama onun için de bir üst benlik tarafından bu işin kontrol altına alınması ve umulacak düzeyde benliğe indirgenmemesi gerekiyor. Çünkü bir şeyi isteyince aynı zamanda umuyoruz da… Umulmayanın gerçekleşmesinin o şeyin iyi ya da kötü olmasıyla herhangi bir bağı da yok. Yani sarışın bir sevgiliniz olsun istemişsinizdir hep ama bugün çok güzel bir esmer sevgiliniz ya da eşiniz vardır. Yani sonuç kötü değildir demek istiyorum! Sadece umulmayan gerçekleşmiştir. Ya da sınavdan zayıf not almayı beklerken iyi bir not almışsınızdır. Yine umulmayan gerçekleşmiştir ama olumlu yönde… Bu örnekleri sonsuz sayıda çoğaltmak mümkündür.

Teoriyi başka bir açıdan ele aldığımızda ise ummadıklarımızın gerçekleşmesinin istediklerimizi elde edemeyeceğimiz anlamına gelmediğini görürüz. Ummak ve istemek farklı dalga boyları gibidir. Eğer bir şeyi çok istiyorsak tabiî ki elde edebiliriz. Yani avukat olmayı çok istemişsek eğer, sınavda hatalı tercih yapmış olsak bile eninde sonunda hukuk fakültesine gider ve avukat oluruz. Başarının şifresi, umulmayan şeyler gerçekleştiğinde yılmadan çalışmaya devam etmektir. Ama hayatımızla ilgili yorumlar yapmak, seyrettiğimiz bir dizinin gelecek bölümünde ne olacağını tahmin etmeye benzer. İzleyiciler gelecek bölüm hakkında türlü yorumlar yapar ama senarist herkesi ters köşeye yatırıp en akla gelmeyen ihtimali yazar. Hayat da tıpkı bir dizinin gelecek bölümü gibi en akla gelmeyen ihtimalleri gerçekleştirir.

Kısacası evrende hayatlarımızla ilgili bilmediğimiz bir denge mevcut. Buna da kader diyoruz. İleride başımıza nelerin geleceğini bilemeyebiliriz belki ama şimdi ne umduğumuza bakarsak nelerin olmayacağını az çok sezebiliriz.

Eğer bu teoriye hala inanmıyorsanız şimdiki yaşamlarınızla on yıl önceki yaşantınızı karşılaştırın. Şu anda on yıl önce tahmin bile edemediğiniz bir hayatı yaşadığınızı göreceksiniz…

17 Temmuz 2011 Pazar

aforizma 31

Eğer cinsellikten bahsedeceksek herşeyden önce cinselliğin bir alışveriş değil, bir paylaşım olduğunu anlamalıyız. Sağlıklı bir cinsellik bedenlerin ve duyguların uyumuyla olur. Duyguların uyumunu romantizm sağlar. Romantizm duygusallığın cinsel içerikli olanıdır. Ve azıcık romantizmden kimseye zarar gelmez...

3 Temmuz 2011 Pazar

aforizma 30

Matruşka bebekleri gibi içe indikçe içimizden yeni bir ben daha çıkıyor. Farkındalığın sonu yok. İnsan da sonsuzdur ve sonsuz bir tekamül yolculuğunda ilerliyoruz. ruhlarımız gemi misali tekamül okyanusunda yüzüyor. Bu gemi hangi limana uğrasa yeni bir yük, yeni bir farkındalık alacak. Hangarlarımız bomboş doldurmak lazım. Durmaksızın yola devam...

aforizma 29

Eğer bir kurtuluş olacaksa hep birlikte kurtulacağız. Kimse tek başına kurtulmayacak. Tek başınıza bir dünya hayal edebiliyor musunuz? O yüzden herkes yanındakinin elinden tutsun. Saf sevgi olana kadar devam...